Tarihin Tekerrür Eden Karanlığı: Kırım’dan Doğu Türkistan’a

Tarih, çoğu zaman rakamlar ve takvim yapraklarıyla anlatılır. Oysa bazı tarihler vardır ki saatleri bile durur. 18 Mayıs 1944 sabahı, saat 03.00’te Kırım’da duran zaman, bir halkın yalnızca toprağını değil, ruhunu da yerinden söktü. Stalin döneminde yaklaşık 250 bin Kırım Türkü, hayvan vagonlarına doldurularak bilinmeze gönderildi. Açlıktan ölen bebeklerin yol kenarına atıldığı, insan onurunun sistematik biçimde yok sayıldığı bu sürgün, sadece bir tarihsel olay değil, hâlâ kapanmamış bir yaradır. O günlere dair en sarsıcı sahnelerden biri, Stalin öldüğünde sınıfta zorla ağlatılan o küçük çocuktur. İçinde nefreti büyürken, korkudan sahte gözyaşları döken bu çocuk, totaliter rejimlerin insan ruhunu nasıl esir aldığının canlı bir kanıtıdır.

Aradan on yıllar geçti. Dünya değişti, teknoloji ilerledi. Ama zulüm, biçim değiştirerek yoluna devam etti. Bugün Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine uygulanan sistematik baskı, 21. yüzyılın en karanlık sayfalarından biridir. 1944’teki tren vagonlarının yerini bu kez yüksek duvarlarla çevrili “toplama kampları” aldı. Bir milyondan fazla Uygur Türkü, “ideolojik dönüşüm” adı altında ailelerinden koparılıyor, kimliklerinden arındırılmaya çalışılıyor. Bu zulmün en acı tarafı ise artık yalnızca ideolojik değil, ekonomik bir düzene dönüşmüş olmasıdır.

Ebeveynleri kamplara alınan çocuklar, devlet kontrolündeki yatılı okullarda kültürlerinden koparılıyor. Dünyaca ünlü markaların tedarik zincirleri, Uygur Türklerinin zorla çalıştırıldığı fabrikalara uzanıyor. Bugün gardırobumuzdaki bir tişörtün ya da cebimizdeki bir telefonun arkasında, bir Uygur Türkünün susturulmuş çığlığı olabilir.

Bugün haklı olarak Filistin ve Gazze’deki insanlık dramını konuşuyor, sesimizi yükseltiyoruz. Ancak benzer bir sistematik asimilasyon ve baskı, Doğu Türkistan’da sessiz sedasız sürüyor. Kırım sürgününde tren vagonlarının kapıları kapandığında dünya susmuştu. Bugün ise sansür, ekonomik çıkarlar ve diplomatik hesaplar, Uygur Türklerinin sesini boğuyor. 1944’te katiline ağlamak zorunda bırakılan o çocuğun sahte gözyaşları, bugün Doğu Türkistanlı annelerin gerçek feryadıyla birleşiyor.

Unutmayalım ki; zulüm paylaşıldıkça azalmaz, sessiz kalındıkça yayılır. Bugün Uygur Türkleri yalnızca hayatta kalmaya değil, Türk ve Müslüman kalmaya çalışıyor. Onların sessiz çığlığına ses olmak, insan olmanın en asgari şartıdır.

Add Your Comment