Çeviri üzerine düşünmeye başladığım ilk yıllarda, çoğu kişinin düşündüğü gibi, yalnızca iki dili ileri seviyede bilmenin bu işi yapabilmek için yeterli olduğunu sanıyordum. Bölüme başladığımda ise çevirinin göründüğünden çok daha geniş, katmanlı ve kültürel açıdan derin bir alan olduğunu anladım. Bugün hâlâ birçok kişinin, özellikle de yapay zekânın yaygınlaşmasıyla, “Zaten çevirmenlere gerek kalmayacak, yapay zekâ hepsini yapıyor.” gibi yorumlarda bulunduğunu duyuyoruz. Ama aslında çeviri yalnızca teknik bir metni diğer dile taşımak değil; kültür, bağlam, duygu ve anlam arasında köprü kurmaktır.

Çeviri yaşamın her alanında karşımıza çıkar: Hastanelerde sağlık çevirmenliği, kod yazımında teknik çeviri, reklamlarda kültüre uyarlanmış metinler, edebiyatta duygu aktarımı… Yani çeviri aslında hayatın merkezindedir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, bölümün ilk senelerinde karşılaştığım bir derste ele aldığımız markalar üzerinden yapılan kültürel uyarlamalardı.

Kültürel Uyarlamaya Bir Örnek: Duracell ve Tavşan–Ayıcık Meselesi

Ders sırasında öğrendiğim ilginç örneklerden biri, Duracell reklamlarında bazı ülkelerde tavşan kullanılırken Türkiye’de ayıcık tercih edilmesiydi. Bunun nedeni tamamen kültürel bir uyarlamaydı. Çünkü marka, Türkiye’deki tüketicilerin ayıcık figürünü daha sıcak, daha sevimli ve daha güven veren bir karakter olarak gördüğünü biliyordu. Bu, çevirinin yalnızca kelimeleri aktarmak olmadığını; kültürel duyarlılığı, algıyı ve mesajın etkisini de dönüştürdüğünü gösteren çok güzel bir örnekti.

Snuggle ve Yumoş: Başarılı Bir Marka Çevirisi

Bir diğer örnek de Amerika’daki “Snuggle” markasının Türkiye’de “Yumoş” olarak karşımıza çıkmasıydı. Snuggle’ın Türkçeye “Yumoş” şeklinde uyarlanması beni ilk fark ettiğimde fazlasıyla şaşırtmıştı. Çünkü yalnızca fonetik açıdan değil, marka algısı açısından da o kadar doğru bir karşılıktı ki, yapay zekânın bunu tek başına üretmesi neredeyse mümkün olmazdı. Çünkü burada yalnızca kelime çevrilmemiş; marka, kültür, hedef kitle ve hissettirilmek istenen duygu birlikte değerlendirilmişti. Yani çeviri yalnızca metne değil, görsele, reklama ve marka kimliğine kadar uzanan geniş bir alandı. Tabii şunu da söylemeden geçmemek lazım: Yumoş ile Snuggle küresel olarak aynı marka dizisinin farklı ülkelerdeki versiyonları ama ikisi de şuan farklı şirketler bünyesinde yer alıyor.

Bu örnekler, çevirinin yalnızca edebî metinlerle sınırlı olmadığını, hayatın en küçük detayına kadar uzandığını gösteriyor. Görsellerden sloganlara, ürün adlarından pazarlama stratejilerine kadar her şey, esasında çevirinin bir parçasıdır.

Bir Ödev Üzerinden Çevirinin Zorluğunu Keşfetmek

Üçüncü sınıfta yaptığım bir ödev, çevirinin ne kadar zor, aynı zamanda ne kadar değerli olduğunu anlamamı sağlayan dönüm noktalarından biri oldu. Ödevde Joseph Conrad’ın Heart of Darkness (Karanlığın Yüreği) kitabının ikinci bölümünün başlangıcından bir metin çevirmem gerekiyordu. İlk bakışta oldukça basit görünen cümle, yakından incelendiğinde hem yapısal hem de anlam açısından düşündüğümden çok daha karmaşıktı.

Ben de herkesin yaptığı gibi önce yapay zekâya çeviri yaptırdım. Fakat aldığım sonuç, yüzeysel olarak doğru görünse de hem Türkçede akıcılığı yoktu hem de metnin ruhunu tam olarak karşılamıyordu. Örneğin:

Orijinal metin: “I became aware that the two were standing on the shore alongside the forepart of the steamboat, just below my head. I did not move; it did not occur to me to move.”

Yapay zeka çevirisi: “İkisinin tam başımın aşağısında, buharlı geminin ön tarafının yanında, kıyıda dururken fark ettim. Kımıldamadım.”

Bu çeviri ilk bakışta yanlış görünmese de detaylara indiğimizde bazı önemli sorunlar vardı.

Steamboat Sorunu: Geminin Ön Tarafı mı Pruvası mı?

“On the shore alongside the forepart of the steamboat” bölümünün yapay zekâ tarafından “buharlı geminin ön tarafının yanında” şeklinde çevrilmesi kelime düzeyinde doğru olabilir, ancak bağlam açısından eksiktir. Çünkü steamboat kelimesi “buharlı gemi” değildir; “buharlı vapur”dan da farklıdır. Geminin yapısı gereği “forepart” yalnızca “ön taraf” demek değildir; bu bağlamda doğru çeviri “pruva”dır.

Pruva denildiğinde, Türk okurunun zihninde geminin yüksek, belirgin ve yapısal olarak anlaşılır olan kısmı canlanır. Bu nedenle:

  • “Geminin ön tarafı” dendiğinde küçük bir tekne hayal edilebilir,
  • “Pruva” dendiğinde ise doğru imge zihinde belirir.

Bu küçük gibi görünen fark bile metnin anlamını tamamen değiştirebilir.

“By the Nose” Meselesi: Kelimesi Kelimesine Çeviri Neden Yanıltır?

İkinci önemli bölüm ise şu ifadeydi:

“Make rain- and-fine weather-one man-the council- by the nose”

Bu parçalanmış cümlenin yapay zekâ tarafından “burunlarından tutmak” şeklinde çevrilmesi, teknik olarak kelime karşılığına uygundur; ancak bağlam açısından tamamen yanlıştır. Çünkü araştırdığımızda, İngilizcede “lead someone by the nose” bir deyimdir ve anlamı “birini kontrol etmek, yönlendirmek”tir. Kitaptaki kısım da büyük ihtimalle bundan kastediyor.

Karakter burada karakterlerin bazılarının konuşmalarını tam duyamadığını, kelimelerin eksik ulaştığını göstermek için kasıtlı olarak parçalı bir yapı kullanmış olabilir. İngiliz okur bu boşluğu zihninde tamamlayabilir, çünkü deyime aşinadır.

Ancak Türk okur bu haliyle ifadeyi anlamakta zorlanır. Bu nedenle çevirmenin burada bağlama uygun bir karşılık bulması gerekir. Hocamın kullandığı “burnunu sokmak” deyimi ise bana göre çok başarılı bir uyarlamaydı; hem bağlama uygundu hem de metnin verdiği hissi etkili bir şekilde koruyordu. Tabii ki her zaman aynı kelimeleri kullanmamıza gerek yok, eğer anlamı tamamiyle başka bir yapı verecekse bu da uygun olur.

Örnek olarak: “Save for a rainy day”

Bu cümleyi normalde “yağmurlu bir gün için sakla” olarak çevirebilirsiniz, ama bağlama bakarsak, “sakla samanı gelir zamanı” neredeyse anlamını karşılayacaktır.

Bu örnekler bana şunu öğretti: Bir kelime bile tüm çeviriyi değiştirebilir. Ve işte çeviri bu yüzden değerlidir.

Yapay Zekâ Çeviri Yapabilir, Peki Ya Duygu Çevirebilir mi?

Bugün yapay zekâya bir metni verdiğinizde genel anlamı çevirebilir, hatta bazı durumlarda oldukça başarılı sonuçlar elde edebilirsiniz. Ancak sorun şudur ki, yapay zekâ metnin duygusunu, kültürel atmosferini ve yazarın niyetini birebir aktaramaz.

Bir İngiliz okuyucunun bir romanda hissettiğini, o kültüre ait olmayan bir Türk okurun aynı şekilde hissedebilmesi için çevirmenin metni kültüre uygun şekilde yeniden inşa etmesi gerekir. Bu, yalnızca kelime bilgisinin değil; duyarlılığın, kültürel farkındalığın ve yorumsal gücün devreye girdiği noktadır.

Bu yüzden birçok çevirmen ve akademisyen “Biz çeviri yaparken aslında yeni bir eser yaratıyoruz.” der. Ve buna artık ben de gönülden katılıyorum.

Çeviri, kültürler arası iletişimin en önemli araçlarından biridir. Yanlış yapılmış bir çeviri bir kültürü tamamen yanlış tanıtabilir; doğru yapılmış bir çeviri ise toplumların birbirini anlamasını sağlar.

Bu nedenle çeviri sadece diller arasında bir köprü değildir. Kültürler arasında bir köprü, insanlar arasında ise görünmez ama çok güçlü bir iletişim hattıdır.

KAYNAKÇA

Conrad, J. (1902). Heart of darkness [E-book]. Apple Books.

LBB Editorial. (31.01.2020). Turning a lovable childhood icon into a street fashion star. London, UK: LBB.

Yeditepe University, Department of Translation and Interpreting. (2025). TRA315: Literary translation [University course lecture]. Yeditepe University.

 

Add Your Comment