TEKRARLANAN PASDARAN

Günümüzde anayasası olmakla beraber anayasal temellere bağlı kalınmayan ve hukukun keyfileştirilip, hukuku sadece alt tabakayı denetleyen bir mekanizma hâline getiren devletlere anayasalı devlet (baskıcı rejim) demekteyiz. Günümüzden somut örnekler vermemiz gerekirse bu devletlere İran, Rusya, Venezuela ve Suudi Arabistan örnek verilebilir. Bahsi geçen sınıfta devletlerin egemenliklerini meşru saymaları ve bu savlarını kalabalık toplumlara kabul ettirmeleri için kullandıkları yollar bulunmaktadır.

GÜÇLÜ KOLLUK KUVVETLERİNİN BAĞIMLILIĞI:
Baskıcı rejimlerin muhakkak tehdit olarak gördüğü iç ve dış düşmanları bulunmaktadır. Gerek onlardan korunmak gerek otoritesini muhafaza etmek için haddinden fazla yatırım almış, bağımlı kolluk kuvvetleri bulunur.

HABERLEŞME ARAÇLARININ KONTROLÜ:
Rejimler, otoritelerinin gücünü sarsacak haberlerin duyulmasını istemezler ve her zaman medyayı kontrolleri altında tutarlar. Örneğin Nazi Almanyası’nda vatandaşlar, müttefik devletlerin Almanya topraklarına girdiklerini görene kadar savaşı kazandıklarını sanmaktaydılar.

İDEOLOJİK MEŞRULUK:
Rejimlerin ekonomik, dinsel ve millî duygularla temellenmiş otoriteleri, halkın bir kısmının gönlünde yer bulmalarına fayda sağlamıştır.

MUHALEFETİN BULUNMAMASI VEYAHUT ETKİDEN YOKSUNLUĞU:
Hükûmetler mevcut durumlarına asli kurucu iktidar olarak (darbe) ile gelebilirler veyahut tali kurucu iktidar (yasal yollarla gelip köklü sistem değişimi) olarak ortaya çıkabilirler. Başa gelen iktidarın karşısında güçlü bir muhalefet bulunmamakta ya da yalnızca simgesel bir muhalefet yer almaktadır. Bahsettiğimiz başlıkların şartlarını sağlamayan rejimler, otoritelerini kaybedeceklerdir.

Orta Doğu’da yakılan ateşin iki tarafı İran ve İsrail’dir. İran, 1979’a kadar İsrail ile ilişkilerini iyi bir şekilde stabil tutan, İsrail’i tanıyan ülkelerden biriydi. 1979’da Humeyni liderliğindeki pasdaranlar, devrim ile anti-Batı ve anti-İsrail politikalarını takip etti. Bu bakımdan 1979 İslam Devrimi, İran–İsrail ilişkilerini radikal biçimde değiştiren bir dönüm noktasıdır. İran Devrimi ile devlet yapısı kökten bir değişim yaşamıştır. Devletin temel felsefesi, devletin dinî bir lider tarafından her zaman denetim altında olmasıdır. Bu makamın adına Devrim Rehberi denir. Devrim Rehberi halk tarafından seçilmez; Uzmanlar Meclisi tarafından seçilir ve görevleri ömür boyudur. Yasama, yürütme ve yargı organları Devrim Rehberi’nin denetimi altında çalışır ve silahlı kuvvetlerin komutanı da kendisidir. Bu durum, kolluk kuvvetlerinin şahıslara bağımlılığını oluşturur. Devletin ve hükûmetin her kademesinde rejime bağlı vatandaşlar çalışır. Devrim Rehberi, egemenliğini ideolojisini Şiilik dini ile meşru hâle getirmiştir.

İran’ın nükleer programının ortaya çıkması İsrail bakımından tehdit olarak algılanmış, karşılıklı sabotajlar yaşanmıştır. Sabotajlara İran’ın Hamas’a ve Hizbullah’a desteği eklenmiş ve tansiyon zaman geçtikçe artmıştır. Dolaylı çatışmalar sonucu 2024 yılında İsrail tarafından İran’ın konsoloslukları ve askerleri hedef alınmıştır. Karşılıklı saldırılar durumu doğrudan çatışmaya götürmüş; 2025 yılında İran’ın nükleer tesisleri vurulmuş, üst düzey askerî personelleri suikasta kurban gitmiş ve bilim insanları katledilmiştir. Bununla birlikte bombardıman sırasında Tahran’dan büyük bir nüfus çıkışı yaşanmış, ambargolar sebebiyle ekonomi çöküş yaşamıştır. İran, gerçekleşen bu olayları medya gücünü kullanarak toparlayamamış ve otoritesini koruyamamıştır.

Savaşın neticeleri (ekonomik bunalım, rejimin güven vermemesi, rejimin halkın siyasete katılımını engellemesi, ekonomik çöküşler) sebebiyle siyasete katılamayan halk, derdini protestolar ve isyanlarla anlatmaya başlamıştır. İran, başta saydığımız şartları 1979 yılından günümüze kadar sağlamasına rağmen karşılaştığı ikinci engelde afallamış ve çıkmaza girmiştir.

Add Your Comment