Ön yargıları sebebiyle görme yetisini kaybetmiş kişiler, belki de masum olan birinin idamına karar verebilecek gücü ellerinde tuttuklarında, bunun sonuçları nasıl olabilir? “12 Öfkeli Adam”, içerdiği görsel dil ve güçlü tiratları ile adalet sistemine karşı güzel bir bakış sunar. Karar vermesi gereken jürilerden biri de biz iken film, yüzeysel bir gerçekliğin ardında derin şüphelerin gizlendiğini etkili bir şekilde bizlere öğretir.
12 Öfkeli Adam’daki Jüri Sistemi ve Grup Dinamikleri
Davanın konusu, babasını öldürmekle suçlanan on sekiz yaşında bir gençtir. Anglosakson hukukunun geçerli olduğu sistemlerde yer alan ve yargılamanın bir parçası haline gelen jüriler, oy birliği ile bir karar almak zorundadır: Bu genç suçlu mudur, yoksa suçlu değil midir?[i] On iki jüri üyesi, konuşmak üzere bir odada toplanır. Oda dışarıdan kilitlenir; bu, filmdeki önemli detaylardan biridir. Jüriler muhakkak bir sonuca ulaşmalıdır ve ulaşana kadar dış dünyadan uzak kalmaları gerekir. Adaletin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için gerekli olan bu bağımsızlık ilkesi, kişilerin hür olmalarını ve hiçbir dış etki altında bulunmadan düşünebilmelerini sağlar. Bağımsızlık son derece önemli de olsa jüriler, yüksek hava sıcaklığı ve bekleyen planlar varken serinletilemeyen bir odada adeta kapana kısılmışlardır. Bu etkenler aceleciliğe sebep olur; üyeler, ilk olarak konuşup sonrasında oylama yapma yöntemini tercih edebilecekken belki de üzerinde tartışmaya değer görmedikleri bir dava ile karşı karşıya oldukları için derhal oylama yapmak isterler.
İlk oylamanın sonucunda on bir kişi genci suçlu bulurken yalnızca bir kişi genci suçlu bulmaz: 8 numaralı üye. Yine de dikkat çekicidir ki gencin suçluluğunu savunan on bir kişinin yalnızca bir kısmı kendinden emindir, diğerleri etrafına bakarak çekingen bir tavır ile oy kullanır. Sahne, grup baskısının karar verme üzerindeki etkisini gösterir, üstelik kararın sonunda bir canın kaybı söz konusuyken dahi fikirlerinden tereddüt ederek topluluğa uymayı tercih eden kişiler vardır. Bu durum, psikolojideki “grup düşüncesi“[ii] ve “konformite“[iii] kavramlarını hatırlatır. Bir grubun içinde yer alan kişiler, fikir birliğine ulaşma motivasyonu ile farklı bakış açılarını görmezden gelme eğilimi gösterebilirler; bir kısım ise tutum ve davranışlarını sosyal beklentilere uyacak şekilde değiştirebilir.

Bu yönüyle film; düşünce çeşitliliğindeki eksiklik, tarafsız bir liderin eksikliği, stres, zaman kısıtlaması gibi etkenlerin adalet gibi önemli bir konuda ne kadar tehlikeli yönlendirmeler haline gelebileceğini; aynı zamanda birçok ülkenin hukukunda yer alan jüri sisteminin, kesin kurallarla sınırlarının çizilmediği ve üyelerin gerekli özveriyi göstermedikleri takdirde ne denli saptırılabileceğini gösterir. Filmde üyelerden birine “İçeri girdiğimizden beri kamu adına çocuktan intikam almak ister gibisin, sen bu çocuğun ölmesini istiyorsun ama gerçekler için değil sen istediğin için.” denmesi, aslında sisteme getirilen bir eleştiridir. Jüri sisteminin, halkın toplu ceza ve toplu infaz eğilimlerinin disipline edildiği, toplumun linç isteğinin dizginlenmiş şekli olduğunu ileri süren görüşler de vardır.[iv]
12 Öfkeli Adamdaki Psikolojik Etkiler ve Azınlık Etkisi Üzerinden Karar Süreci
Başlangıçta 8 numaralı jüri de kendinden emin değildir, yine de diğerleri kayıtsız ve hatta alaycı bir tutum sergilerken tek kalmak ve yargılanmak pahasına da olsa idamlık bir kararı konuşmak ister çünkü şüpheleri vardır. Bu başlangıç noktası; filmin de dinamiğinde yer alan sosyal etkiye, yani “azınlık etkisi” olarak bilinen bir olguya dikkat çeker.[v] Tutarlılık, kendinden eminlik, diğerleri tarafından nasıl algılandığını anlayabilme yetisi gibi faktörler; tek kişilik bir azınlığın çoğunluk boyutunu nasıl değiştirebileceğini gösterir.
Filmdeki 8 numaralı jüri, son derece sakin bir şekilde makul şüphelerini anlatarak grubun geri kalanını bir dakikalığına da olsa düşünmeye iter. İlk etapta herkes onun fikirlerini değiştirip ikna etmeye çalışırken o, bulundukları odada yaptığı canlandırmalar ve ortaya koyduğu somut argümanlar ile çoğunluğun sabit görünen düşüncelerini sarsmayı başarır. Cinayet silahının benzersiz olmadığını kanıtlamak için benzer bir bıçak satın alması, yüzeysel olarak güçlü kanıtlar gibi duran sanık ifadelerini objektif bir şekilde sorgulaması; sabırlı, nazik ve rasyonel bir yaklaşım ile fikirlerini değiştirmemek için çaba gösteren kişilerin bile nasıl “acaba?” diyebileceğini seyirciye gösterir. Nitekim görüşme, “bize sunulanlar yeterli” yanılgısına düşmüş kişilerce saldırı ortamına dönüştürülse de azınlık görüşünü savunan kişinin davranış tarzı ve dogmatik görünmeyişi tüm tartışmanın seyrini değiştirir. Çoğunluk az kişiden bile oluşsa bazen haklı olanı savunmak büyük bir cesaret ister fakat unutulmamalıdır ki ancak bu cesaret gösterildiğinde adil bir sonuca ulaşılabilir.

Önyargılar, Onaylama Yanlılığı ve Sınıfsal Ayrımcılık
12 Öfkeli Adam, zihnimizdeki kalıplaşmış yargıları ve gerçeklere olması gerektiği gibi bakamayışımızı da ustalıkla eleştirir. Üyelerden birkaçı, genci doğduğu yeri bahane ederek suçlar ve hatta “Gecekonduda doğan çocuklar toplum için tehdittir, böyle yerlerde yetişenler doğuştan kötü ve yalancıdır.” şeklinde genellemeci ve ayrımcı bir tutum sergilerler. Bu, sınıfsal ve etnik stereotiplere dayalı bir peşin hüküm örneğidir. Filmin öne çıkan sahnelerinden biri olarak üyelerden biri ayrıştırıcı tiradını sergilerken sanığın suçluluğuna dair kesin hüküm veren üyeler dahil herkes tepkisiz kalır ve ona yüz çevirir. Bu anlatım, üyelerin kendi içlerinde ders almaya başladıklarının göstergesidir.
Odaya hakim olan sosyal yargılar, artık ön yargıyı desteklememektedir. Bir taraftan da görürüz ki kişisel duygu ve deneyimler, adalet arayışının kuvvetli bir şekilde çarptırılmasına neden olabilir. Filmde tekrar eden temalardan biri de budur: Ön yargıları bir kenara atamamak, gerçekleri saklar. Kişiler, bilgileri kendi inançları doğrultusunda arayabilir, yorumlayabilir. Bu bilişsel ön yargıya “onaylama yanlılığı” denir.[vi] Konuşmanın başında çoğu kişi, kendi doğrularına o kadar şartlanmıştır ki yalnızca kendi yargılarını doğrulayan noktaları görürler. Zaman içinde kanıt sandıkları bilgilerin aslında yorumlanabileceği ortaya çıkar. Bir üyenin “Eğer inanacak bir şey bulamazsanız nasıl karar verirsiniz?” diye sorması bu açıdan önemlidir. İnsanlar sırf karar vermiş olmak için aslında doğru olmayabilecek hikayelere inanırlar, çünkü inanacak bir şey bulamadıklarında kararlarını kaybetmekten korkarlar. Hukuki bir meselenin içinde yer alan psikolojik gerçekler, filmde çok yönlü olarak başarılı bir şekilde işlenir.
Masumiyet Karinesi ve Makul Şüphe Standardı Üzerinden 12 Öfkeli Adam
Konunun içerdiği temel hukuk ilkeleri de anlamlı bir şekilde sunulur. “Masumiyet karinesi”, suçluluğu ispatlanana kadar herkesin masum sayılmasını gerektirir. Jüriye verilen talimat bu yöndedir. Hakim en başında, “Bir adam öldürüldü, diğer bir adamın hayatı pamuk ipliğinde. Eğer aklınızın bir köşesinde mantıklı şüphe varsa, en ufak bir şüphe, o zaman sanığın suçsuz olduğuna dair karar vermelisiniz. Ama eğer hiçbir şüphe duymuyorsanız ve bilinçli olarak karar verdiğinize eminseniz sanığı suçlu bulun.” şeklindeki söylemi, hem durumun hem de hukuk sistemindeki ispat yükünün ciddiyetini belirtir. Bu ilke, evrensel insan hakları kapsamında adil yargılanmanın temelidir. “Adil yargılanma hakkı”, bireylerin dikkatli ve tarafsız bir şekilde yargılanmasını güvence altına alır ancak filmdeki savunma avukatının davaya layıkıyla hazırlanmadığını biliriz, hatta jürilerden birinin sanık hakkında “Şanslıymış ki mahkemesi yapıldı.” dediğini duyarız. Bu tavırlar, sanığın adil yargılanma hakkının bir noktada ihlal edildiğini ve yaşam hakkının belki de gereken özeni göstermeyecek on iki kişilik bir heyetin elinde bulunduğunu gösterir.
Anglo-Amerikan hukuk sisteminde verilecek mahkûmiyet kararının en yüksek kanıt standartlarından biri “makul şüphe standartı“dır.[vii] İspat seviyesi, her türlü makul şüphenin ötesinde bir suç sabitliğinin olmasıdır. Filmin başından sonuna kadar bu standart defalarca dile getirilir, çünkü göz ardı edilmemesi gerekir. Olağan şüpheler, tartışmalar doğrultusunda içindeki çelişkileri ortaya çıkarır ve böylelikle en keskin üyeler bile süreç içinde sanığa suçlu demek yerine yeterli kanıtların eksikliğini fark eder. Makul şüphe standartı geri dönülemez kararların önüne geçerken, şüphelerin çokluğu sanığın lehine yorumlanır. Bu da “şüpheden sanık yararlanır” prensibidir. Tanık beyanlarının ve delillerin muğlaklığı karşısında jüri, zorlu bir müzakere sonucu oy birliği ile sanık hakkında beraat kararı verir. Tüm bu ilkeler, birbirinin tamamlayıcısı konumundadır.
Sonuç Olarak
12 Öfkeli Adam; tek bir potada erittiği farklı konuları ile 1957 yılından bu yana eskimemiş, tek mekânlı yapısıyla adeta adaletin tesis edilmeye çalışıldığı toplumsal bir laboratuvarı bizlere sunmuş, birçok alanda tartışmaya açılmış bir film, kültürel diplomasi açısından da kayda değer bir yapımdır; kültürleri, inançları, hayatlarının arka planları ve katılaşmış fikirleri ile birbirinden farklı on iki kişinin zaman zaman çatışmalar yaşasa da ortak bir amaç ile iletişim kurarak nasıl sorun çözebileceğini bizlere gösterir. Amerikan jüri sistemine dair bir hikâyesi olmasına rağmen verdiği mesajlar evrenseldir ve zamansız bir şekilde toplumlara hitap eder. En sonda dahi sanığın gerçekten suçlu olup olmadığı gösterilmez çünkü asıl mesele, bu on iki kızgın adamın doğru olanı yaptıktan sonra rahat bir şekilde odadan ayrılmalarıdır. Kimse doğru bir karar verip vermediğini bilemez, ancak herkes artık nasıl davranması gerektiğini öğrenmiştir.
[i] https://hukukbook.com/juri-sistemi/
[ii] https://www.simplypsychology.org/groupthink.html
[iii] https://demeterpsikoloji.com/psikolojide-konformite-nedir/
[iv] https://www.yalti.av.tr/?p=makaleler-yayinlar&id=97
[v] https://www.psychologistworld.com/influence/minority-influence
[vi]https://oxford-review.com/the-oxford-review-dei-diversity-equity-and-inclusion-dictionary/confirmation-bias-definition-and-explanation/
[vii] https://thedefenders.net/blogs/beyond-reasonable-doubt/

