
Balkanlar uzun süredir küçük ama belirleyici sarsıntılarla gündemde kalıyor. 19 Nisan 2026’da Bulgaristan’da yaşanan seçim sonucu da bu türden bir sarsıntı. Eski Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in kurduğu İlerici Bulgaristan Koalisyonu oyların yaklaşık yüzde kırk beşini alarak 240 sandalyeli mecliste belirleyici bir güce ulaştı.
Beş yılda sekizinci seçimi yaşayan bir ülke için bu, sıradan bir seçim zaferi niteliğinde. Ama bölgesel dinamikler açısından bakıldığında tablo farklı bir anlam kazanıyor. Radev’in zaferi,Bulgaristan iç siyasetiyle beraber Balkanlar’daki güç dengelerini ve AB’nin bölgeyle ilişkisini de doğrudan etkiliyor.
Bir Bölgenin Nabzı
Balkanlar son yıllarda birbirine bağlı krizlerin gölgesinde yönetilmeye çalışılan bir coğrafyaya dönüştü. Sırbistan’da Vučić’in otoriterleşen yönetimine karşı sokak hareketleri büyüyor. Kosova-Sırbistan gerilimi donmuş çatışma görünümünü koruyor.
Kuzey Makedonya ve Arnavutluk AB sürecinde yavaş ilerliyor; Bosna-Hersek ise neredeyse yapısal bir felç içinde. Bu coğrafyada Bulgaristan’ın önemi hafife alınıyor; ama hem NATO üyesi hem AB üyesi hem de bölgenin Rusya ile kültürel bağını en güçlü taşıyan ülkelerinden biri olarak Sofya’daki her büyük siyasi dönüşüm bölgeye yansıyor.
Radev’in bu bağlamda ne anlam ifade ettiğini kavramak için önce Bulgaristan’ın son 5 yılına bakmak gerekiyor. Ülke kronik bir yönetim krizinin içinde debelendi. Koalisyonlar kuruldu, aylar içinde çöktü; erken seçimler ardı ardına geldi. Vatandaşların sisteme olan güveni her seçimle biraz daha azaldı.
Radev bu ortamda seçmenlerin yorgunluğunu ve öfkesini siyasi bir araca dönüştürmeyi başardı. Bu zaferin arkasında ideolojik bir dönüşüm aramak yanıltıcı olur; seçmen sandıkta bir programa oy vermedi, bir bitiş noktasına oy verdi aslında.
Radev: Bölgede Ne Temsil Ediyor?
Radev’in kişisel siyasi profili Balkanlar ölçeğinde özgün bir yerde duruyor. Batılı askeri yapılarla NATO bünyesinde çalışmış bir eski tümgeneral olarak Batı yanlısı çizgide konumlandırılabilir; ancak Ukrayna savaşında sergilediği tutum bu sınıflandırmayı bir nebze zorlaştırıyor.
Silah sevkiyatına karşı çıkması, Rusya yaptırımlarını Bulgaristan’ın çıkarına aykırı bulması ve AB’nin beklentilerinden zaman zaman açıkça ayrışması onu Brüksel ve Washington için güvenilir ama öngörülemeyen bir lider konumuna taşıdı.
Balkanlar’daki bazı liderlerle kıyaslandığında, Radev’in bu duruşu aslında bölgesel bir eğilimi de yansıtıyor. Vucic’in Batı ile ilişkilerini pragmatik biçimde yönetmesi, Macaristan’ın AB içindeki muhalif çizgisi ve Balkan ülkelerinin zaman zaman hem Rusya hem de Çin ile denge politikası izlemesi, tek eksenli bir Batı oryantasyonunun bölgede artık yeterince karşılık bulmadığını gösteriyor. Radev bu dönüşümün Bulgaristan’daki yüzü. Söylem açısından milliyetçi, pratik açıdan pragmatik, ideolojik açıdan ise tutarsız denilebilecek bir hat çiziyor.
AB ile Kırılgan İlişki
Radev’in zaferi Brüksel’de temkinli karşılandı. Bunun nedeni yalnızca Ukrayna meselesi değil. AB, Bulgaristan’ı son yıllarda hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve yolsuzlukla mücadele konularında sürekli uyardı. Radev ise bu eleştirilere kurumsal reformlar yerine çoğunlukla milliyetçi bir “dış müdahale” söylemiyle karşılık verdi. Bu refleks hem iç kamuoyunda işe yarıyor hem de AB ile ilişkiyi gereksiz yere geriyor.
Şimdi, hükümet başkanı sıfatıyla Radev, cumhurbaşkanlığı döneminde kullandığı diplomatik muğlaklığı sürdüremez. AB fonları, Schengen süreci, enerji geçişi ve Ukrayna yardımı gibi somut dosyalarda tercih yapmak zorunda.
Bu noktada Radev’in önünde gerçek bir ikilem var: Seçmen tabanını besleyen “egemenlikçi” söylemi sürdürmek mi, yoksa Bulgaristan’ın AB içindeki konumunu güçlendiren adımlar atmak mı? Bu ikisini eşzamanlı yönetmek son derece dar bir denge gerektiriyor.
Balkanlar İçin Ne Değişir?
Radev’in iktidara gelmesi bölgesel dengeler açısından birkaç somut etkiyi beraberinde getirebilir. Bulgaristan’ın Sırbistan ile ilişkisi yeniden şekillenebilir; zira iki ülkenin “AB içinde egemenlikçi” çizgisi zaman zaman örtüşüyor.
Kuzey Makedonya ve Kosova meselelerinde Radev’in nasıl bir tutum alacağı hâlâ belirsizliğini koruyor; ancak Bulgaristan’ın bu dosyalarda geleneksel olarak zorlaştırıcı bir rol oynadığı biliniyor. Makedonya meselesinde Sofya’nın bloke edici tutumu AB genişlemesinin önündeki en somut engellerden biri olagelmişti. Radev bu konuda farklı bir yol izleyecek mi? Mevcut durum buna işaret etmiyor.
Rusya meselesinde ise Radev’in bölgesel etkisi daha da dikkat çekici. Balkan ülkelerinin bir bölümü Ukrayna savaşı konusunda AB’nin ortak tutumundan sapma eğiliminde.
Radev bu sapmanın en güçlü seslerinden biri olmaya devam ederse, Sofya bölgede Moskova’ya dolaylı bir diplomatik alan açan bir merkeze dönüşebilir. Bu senaryo abartılı görünebilir; ama Bulgaristan’ın enerji bağımlılığı ve Rus etkisine açık toplumsal zemini göz önünde bulundurulduğunda gerçekçi bir risk.
Dönem bitiyor mu, başlıyor mu?
İşte soru tam olarak bu. Bulgaristan’da kronik istikrarsızlık döneminin kapandığını söylemek için henüz erken. Radev güçlü bir seçim zaferi elde etse de koalisyon aritmetiği, ekonomik kırılganlıklar ve AB ile gerilim potansiyeli yönetimi zorlaştıracak etkenler olarak gündemde kalmaya devam ediyor.
Bölgesel ölçekte ise Radev’in zaferi Balkanlar’daki mevcut dönüşümün bir semptomunu yansıtıyor. Halk hareketleri büyüyor, kurumsal partiler eriyor, “sisteme karşı” söylem güç kazanıyor. Radev bu dalgayı iyi okudu ve üzerine bindi. Ama dalgayı yönetmek, dalgaya binmekten çok daha zor.
Balkanlar’da bir dönem bitiyor mu gerçekten? Belki. Ama yerine ne geliyor sorusu henüz yanıtsız. Radev bu soruya cevap verecek konuma gelse de verebilip veremeyeceğini önümüzdeki aylar gösterecek.

